Türkiye

Ege’nin Az Bilinen Köyleri/2 (Aslında Bu Grup Oldukça Meşhur Olmuş)

Urla-Seferihisar arası, son yıllarda büyük şehirlerden kaçan beyaz yakalıların yeni gözdesi oldu, haliyle de çok hızlı gelişti. İzmir’e yakınlıkları, hem yazın hem de kışın yaşanabilir olmaları, denize olan kısa mesafeleri, doğal çevre, köy hayatına özlem, şehirden bunalanları buraları keşfe itti. Bu hem iyi hem de kötü. Bölge kültürel ve sanatsal anlamda çok gelişti, bu iyi kısmı. Yapılaşmada dikkatli davranılıyor görece, bu da fena değil. Gel gelelim bir yer popüler olunca hemen bozuyoruz ya, insan eli bir yeri hemen yüceltip sonra sıkılıp atmaya çok yatkın ne yazık ki (bakınız Çınarcık, Silivri, Erdek). Bu da benim- ve pek çoğumuzun korkusu.

Aslında Seferihisar-Urla-Karaburun üçgeni, bir haftalık bir tatil rotası için ideal. Seneye bunu yapacağımı peşinen ifade edip, bu yazımı özellikle çok sevdiğim bölgenin 3 köyüne ayırıyorum: Bademler, Ulamış, Turgut. Birbirine çok yakın, mutlaka görülmesi gereken 3 özel köy.

Köylere ulaşmak için, İzmir yönünden gelirken Çeşme otobanında Güzelbahçe’yi geçip Seferihisar yönünde ilerliyorsunuz, yol üzerinde köylerin tabelaları var. Bademler, İzmir’e 38 km, Ulamış-Bademler arası 5 km, Turgut-Bademler arası 7 km, Bademler Seferihisar arası ise 10 km. Yani hem köyler arasında, hem de İzmir’den köylere ulaşım çok rahat. Bu da demektir ki köylerin hepsini bir tam günde çok rahat gezebiliyorsunuz. Köylerden Bademler, Urla Belediyesi’ne, Ulamış ve Turgut Seferihisar Belediyesi’ne bağlı.

Başlayalım mı köyleri tanımaya?

1- Bademler Köyü

Başka türlü bir yaşam mümkün dedirten köy.

Türkiye’de pek çok ilkin sahibi.

Mesela Türkiye’deki ilk ve tek tiyatroya sahip köy. Cumhuriyet sonrası köye bir öğretmen atanmış ve köy halkına tiyatro sevgisi aşılamış. Köyün bir tiyatrosu var ve düzenli oyunlar sergileniyor, oyuncular da köy halkı. Öyle ki, köy kahvesinde oyununa çalışan köylüler görüyorsunuz, gözleriniz yaşarıyor, içiniz umutla doluyor.

Köy halkı inanılmaz bilinçli, köy çok temiz,  76 yıllık bir kütüphanesi ve bir de oyuncak müzesi var; bakkalında, berberinde Deniz Gezmiş’in sözleri asılı, ambalaj atıklarını ayrıştırılarak topluyorlar, tüm köy halkı okumuş, köyde suç diye bir olgu yok.

Ütopya burası resmen. Köylüler, gündüz tarlada çalışıyor, geçim kaynakları seracılık, çiçekçilik, akşam kütüphaneden kitap alıp okuyor, ya da tiyatroya gidiyor.

Köy halkının neredeyse tamamı Alevi, eskiden tahtacılıkla uğraşırlarmış, yani burası Alevi tahtacı köy olarak da geçiyor.

1963 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü kazanan Susuz Yaz filmi de Bademler’de çekilmiş. Necati Cumalı’nın aynı adlı romanından uyarlanan film, filmin yardımcı oyuncuları ve figüranları Bademler halkındanmış. Bademler köyünün girişinde çok bakımlı bir mezarlık var, şimdi o filmin oyuncularının bazılarının isimleri oradaki mezar taşlarında yazıyor, bu da acaip bir duygu veriyor insana köyü gezerken.

Köyde gezdikçe şaşırıyorsunuz. Bir köşede Halk Kütüphanesi, meydanda Musa Baran Çocuk Müzesi var. Köy kahvesinde erkekler ve kadınlar birlikte oturuyor, sohbet ediyor. Çevresindeki badem ağaçlarından adını alan köy, günümüz Türkiye’sinin en tartışmasız en çağdaş ve modern köyü. Köyde, Pazar günleri, Musa Baran Oyuncak Müzesi’nin hemen devamında meydana inerken köylü pazarı kuruluyor, köylüler kendi ürettikleri meyveleri ve köyün en önemli geçip kaynağı olan çiçek tohumlarını satıyorlar.

Hemen aşağıda Musa Baran Müzesi’nden bazı resimler görebilirsiniz. 

Eski zaman oyuncaklarının sergilendiği müze, duvarları süsleyen eski fotoğraflar ve eşyalar ile köyün tarihini de anlatıyor. Kendisi de Bademler Köyü’nden olan Arkeolog Musa Baran tarafından kurulan müze, ilk olarak 1990 yılında kapılarını açmış. Annesine ait olan evi, ölümünün ardından müzeye dönüştüren Baran’ın, annesinin yaşarken kullandığı odada eski fotoğraflar ve eşyalar sergileniyor; diğer odada da eski yıllarda çocukların oynadığı oyunlara ait araç-gereçler kısa açıklamaları ile birlikte çerçeveli bölümlerde yer alıyor.

Bademler’den ayrılıp Turgut Köyü’ne geçiyoruz, mutluyuz, gülümsüyoruz istemsiz. 

2- Turgut Köyü

Lavanta tarlaları deyince aklımıza ilk Kuyucak köyü gelse de, Turgut Köyü’de yakında bu alanda rakip olacağa benzer. Henüz işin boyutu daha küçük ama Lavanta Festivali başlamış bile, birkaç seneye bütün ekiliş tarlalar olması gereken hasat seviyesine ulaşacak gibi. Lavanta tarlalarını görmek istiyorsanız benim gibi Ağustos’a kalmayın, Temmuz başında gidin. Köyün bir diğer üretimi de mandalina.

Köyün, kocaman bir meydanı var. Aslında çok küçük bir köy ama inanılmaz temiz, bakımlı. Halkı çok neşeli, meydanda çocuklar hemen çevrenizi sarıyor, bize yaklaşıp lavantalar bitti şimdi diye seslenen de onlar.

Turgut köyünde bir saat kadar gezip köyün ana meydanını çevreleyen evleri süsleyen murallerin resimlerini çekiyoruz, daha sonra İzmir-Seferihisar yolunun karşı tarafında yer alan Ulaşmış’a geçiyoruz. En merak ettiğimiz köy Ulamış.

3- Ulamış Köyü

Evet, Ulamış’ıı merak etme nedenimiz çok övgüyle bahsedilmiş olması. Ulamış, girer girmez farkını hissettiriyor, daha büyük, daha oturmuş bir köy öncelikle. Cumartesi günleri kurulan köy pazarına Muğla’dan, Denizli’den bile gelenler varmış. Çok güzel taş evleri sağımıza alıp kurumuş dere yatağının yanından ilerleyince, köprüyü görüyorz, karşı tarafta köyün yaşam alanı meydan, kahveler, gözleme ve mantıcılar, hemen devamında köyün ünlü Karakışçık buğdayından yapılmış Ata ekmeğinin satıldığı fırın (bu ekleğin köyde festivali bile düzenleniyor) ve devamında canım köy evleri… İyice köyün sonuna doğru devam ettiğinizde Çiçekli Avlu’yu bulun. Türkiye’de herhangi bir köyde görüp görebileceğiniz en güzel kahvaltı, mantı, mememen, gözleme evi burası. Kahvaltıyı kaçırırsanız öğle yemeğini yiyin, ama burada mutlaka zaman geçirin. 

Çiçekli Avlu’nun arka bahçesinde çiçekler arasında yemeğinizi yerken, fonda plaktan eski Türk sanat müziği çalıyor, sınırsız çayınızı semaverden kendiniz alabiliyor, isterseniz kütüphanelerinden kita seçip okuyabiliyorsunuz. Sahipleri, köy ve çevresi ile ilgili rehberlik hizmeti de variyorlar, sıcak samimi Ege insanları. 

Çok lezzetli mantımızı ve sulu tam kıvamlı menemenimizi yedikten sonra köyün evlerinin arasında geziyor, bembeyaz duvarları süsleyen resimleri izleye izleye meydandaki kahveye geri dönüp biraz da burada takııyoruz, köy sohbetlerini dinliyoruz. Lokasyon: Çınaraltı Köy Kahvesi

Köyün meşhur ekmeği dışında, bir de Armola peyniri var. Bu peynir, lor peynirinin biraz daha krem peynir kıvamlı olanı. Çok çabuk bozulan bir peynir, bulabilirseniz kaçırmayın derim. Özellikle domates ve zeytinyağıyla salata gibi yapılınca harika bir kahvaltı mezesi oluyor. Peyniri, Cumartesi kurulan köy pazarında bulmak mümkün. 

Köyün bir sürprizi de meydanın hemen yan tarafında gözünüzden kaçma ihtimali olmayan bir lokasyondaki Handre Cafe. Brezilya Sao Paolo’dan çıkıp Seferihisar Ulamış Köyü’ne yerleşmiş Andre De souza, burada kahve ve Brezilya lezzetlerini bulabileceğiniz dükkanını açmış. Pazar günü olduğu için kapalıydı, kendisiyle tanışamadık, giderseniz mutlaka uğrayın derim. İzmir köyünde 3. dalga kahveci, daha neler göreceğiz bakalım 🙂

Sürprizlerle dolu bir gün geçirdik. Müzesi, tiyatrosu, kütüphanesi, Brezilyalı kahvecisi, kendine ait ekmeği ve peyniri,  çiçekli sokakları, murallerle süslü beyaz evleri, hepsi okumuş aydın köy halkı olan üç köy gördük, ümit dolduk, gülümsemeye doyduk. Ne diyelim, Urla ve Seferihisar Belediyeleri’ne ve çağdaş köy halkına teşekkür ederiz. Köyleri gezerseniz, onların köylerine sahip çıktığı gibi davranın köylere, temiz tutun, saygılı olun. Elleri öpülecek insanlar onlar…

Beni instagram ve facebook’tan takip edin, yazılarımın özetleri ve vurguladığım kısımlarından hızlıca haberdar olun. @ayseningezileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.