Bit

Sabah erken kalkması lazım kızın, saçları çok uzun, bilsem kestirirdim, iki yandan örülecek, uçlarına beyaz kurdele ile fiyonk atılacak, iki örgü mutlaka simetrik olacak. Bak sakın unutma geceden kurdeleleri ütülemeyi. Saçlarını da iyice fırçala ki sabah fazla uğraşmazsın. Gece yatmadan önce penceresinin önünde uzun süre durmasına izin verme, uzaklara her daldığında benim gittiğimi düşünür o şimdi. Şu enkazı da kaldıramadılar bir türlü denizin ortasından, bak neredeyse bir ay oluyor. Bir de okulda bu mevsim bit salgını oluyor, gözünü seveyim dikkat et, döndüğümde o saçlar kesilmiş olmasın. Saçını ördükten sonra önlüğünü giydir, yakasını ilikle, düğmesini kendisi bağlayamıyor. Dur, unuttum söylemeyi, hepsinden önce evin anahtarını as boynuna, içine sok, dışarıdan belli olmasın, okuldaki kızlar alay ediyor. Bak, en önemli görevin benim durumumun kızın okulunda duyulmaması, umursadığımdan değil, onur duyarım ama çocuk boş yere üzülmesin, şimdi zaten zor bir zaman geçiriyor, kim bilir o küçücük aklından neler geçiyordur, bir de okuldaki çocukların acımasızlığıyla uğraşmasın, sebep yokken kendini savunma durumunda kalmasın.

“Adamım, sana söyleyemediklerim var, hiçbir zaman dile getiremediklerim. Zaten söylemeden de beni anlayacağını düşündüm bunca yaşananlar boyu. Şimdi bu kafeste bu kadar zaman sonra bir başıma kalınca boğazımda tuttuklarım çıkıyor birer birer. İki haftada bir beni görmeye gelmenizi bekliyorum, sana yazabildiklerimi veriyorum, veremediklerimi de yazıyorum.”

Sen işe gitmek üzere evden erken çıkıyorsun, o saatte hava daha aydınlanmamış olur, günler iyice kısaldı, kızın odasının perdelerini kapa, biraz daha uyusun. Fazla dönmesin ama yatakta, saçı bozulmasın, önlüğü kırışmasın, tembihle sıkı sıkı. Geçen hafta görüşe geldiğinizde bir şeyler anlatmaya çalıştı bana, galiba sınıftaki kızlar etekleri kırışık diye gülmüşler de öğretmen susturmuş onları. Hani güvenelim diyorsan anlat durumumuzu kadına. Sonuçta meslektaşım, belki anlar halimi, kıza okulda biraz destek olur, o da anne nihayetinde. Sen bilirsin. Söylemeyi unuttum, kız kahvaltısını etmeyi unutmasın, zaten bacakları çırpı gibi, dikkat et gözünü seveyim. Yumurtayı katı sevmez, en fazla 3 dakika kaynatacaksın. Akşamdan çıkar dolaptan, cezveye koy, sabah kaynatırsın. Ekmeğini kendi hazırlayabilir, ama peynirin üstünü ört ki, o kalkana kadar kurumasın. Kadıköy’den bulursan akşamdan simit al, bir de eski kaşar dilimlet, çok sever ikisini.

Bir de bugün sorsana belediyedekilere, şu enkaz ne zaman kaldırılacakmış? Salonun köşe penceresini değiştirdin umarım, kışın ev zaten soğuk, bir de kız hasta olmasın. Sen de kaç parçaya bölüneceksin sonuçta? Zor geliyor, biliyorum, belediyedekilere mahcupsun, affet beni diyeceğim ama ortada affedecek bir konu yokken affet demek de anlamsız. Kız bitlenirse gazyağı bul bir yerlerden, pamuğa dökerek saç diplerine yedir. Burada kadınlardan biri bitlendi de gazyağı sürdüler. Kötü kokuyor ama kesin çözümmüş. Banyodaki tabureye oturt, önceden ısıt banyoyu, senden utanır şimdi o, çamaşırını çıkarmasın. Sonra üst başı Behiye ablaya verirsin, o yıkar. Sakın gazyağını çok bekletme saçında, yanmasın derisi.

“Sadece şunu bil ki, sen benim devletimsin, beni sabah yatağımdan kaldıran güç, gecenin köründe sarıp sarmalayan yorgansın. Akşamın çöktüğü hüzünlü turuncuda evlerin pencerelerinde tek tek açılan ışıksın, beyaz sandalyede ufuktaki kızıllığına bakarken yazılan şiirsin.”

Canınız şimdi zeytinyağlı sarma ister sizin, anneme telgraf çek binsin otobüse gelsin adadan. Boş boş oturuyor, biraz ucundan tutar işlerin. Beni hepten silmiştir artık ama torununu sever. Çok farklıdır o biliyorsun, bakma züppe tavırlarına, şunun şurasında güvenecek kaç kişi var ki, en azından gelsin sana ev işlerinde yardım etsin. Sen de inat etme, sonuçta desteğe ihtiyacın var, tek başına hem tüm gün çalışıp hem de kızla nasıl ilgilenebilirsin? Behiye abla yardım ediyor biliyorum, ama onun da geçim derdi, hasta kocası var. Arada Kadıköy’den eve dönerken balık al, sever Hasan ağabey.

Bak gene unuttum, balık da kalmamış ki patlamadan sonra denizde. İstanbul’un balıkları bile öldü. Ben kestim saçlarımı, hafta sonu gelince şaşırmayın. Arada benim liseye uğra, vaziyeti kolaçan et, çaktırma kimseye, af çıkacakmış zaten diyorlar burada, çıkmasa da ben gelirim bir aya. Sonuçta ortada affedilecek bir suçum yokken affetmek zor olmamalı. Burada bir kız var, bizimki kadar, annesiyle birlikte kalıyor, kadın müebbette, suçunu bilmiyorum ama kıza üzülüyorum. Gelirken ona bizim kızın masal kitaplarından birkaç tane getirebilirsen çocuğun yüzü gülsün. ?

“Sen, uyumadan önce son fikrim, uyurken düşüm, vakitsiz uyandığım anlarda bir yudum suyum, sabahları ayağımı ilk bastığım yatağın önü, yatağın yanındaki komodinim, bana ait olan tek eşyam, ilk demli çayım, gün içinde etrafım, soluduğum havasın, şükrettiğim kuru ekmeğim, arada sırada verildiğinde içimi ısıtan çorbamsın. İlk kez geçilen zeytin ağaçlarıyla süslenmiş yolsun, yüzümde zamansız oluşmuş endişeli çizgilerin arasından usulca süzülen yağmur suyusun. ”

Gemi enkazı da kalkar inşallah ben gelene kadar. Sandıkta kadife perde vardı annemin yıllar önce verdiği, hani gülmüştük evlenirken, bu iç sıkıcı bordo perdeler bizim iki göz evimiz gibi birkaç eve yeter diye. Annem işte, kendi kraliyet ailesinden, şimdi tek çocuğunun başına gelenlere bak. Düşün, on sene olmuş evleneli, öncesi var üç sene, hala anlamadı seni sevdiğimi, bu saatten sonra anlasa da gururundan itiraf etmez. Arada babamın mezarına uğra olur mu? Affettim O’nu burada ben, söyleyiver.

Mezarında bile küstür bana hala. Neyse, perdenin tek kanadını tak kızın odasına, çekemez o ağır hantal perdeleri, göremez enkazı. Görmesin de. Salondaki orta sehpanın üzerinde kenarını açtığım sigaralar vardı ya, hani beni almaya geldikleri gün akşam Selma kocasıyla gelecekti oturmaya, onları içme sakın efkârlanıp. Biliyorsun, kız şimdi seni izliyordur, iyice endişelenmesin. Tango şarkılarımızı da açma, ben çıkınca birlikte dinleriz. O şimdi geceleri de korkuyordur da sana açılamıyordur, en kötü yanına al, seninle uyusun. Hem ısınırsınız. Yalnız sakın saç kurutma makinesini yatağın içine sokup ısıtacağım diye uğraşıp orada unutma, fişini de çek uyumadan önce, yanarsınız Allah korusun. Eve gelince bir de sizin enkazınızı bulmayayım.

“Sevgideğerim, sen ağzım doluyken yediğimden aldığım zevk, konuşurken sözüm, gülerken kalbimden kopan kahkahamsın, mahalle esnafıyla muhabbetim, en sevdiğim sırt çantam, çocuğumu karşılıksız sevmemsin, kısacık bir an bile gökyüzünün mavisini görebilmeksin. Sahip olduğum her şeyi bırakıp arkama bakmadan çıktığım baba ocağından beni dışarıda bekleyensin, kollarını kocaman açansın. Koğuşun kırık aynasında kendime baktığımda gördüğümsün.”

1Patlama Perşembe sabaha karşı olmuştu değil mi? Hâlbuki ben o gün okul çıkışı Kadıköy’e yeni diktirdiğim yeşil paltoyu teslim almaya gidecektim. Selma’nın kocasına sırf ben o rengi seviyorum diye Londra’dan gelirken taşıtmıştın kumaşı, hatırlıyor musun? Tam da Burda’nın Ekim sayısında gördüğüm modeldi. Sanki üzerinden yıllar geçmiş. O mantoyu benim için gidip alır mısın, ama kız görmesin, söz vermiştim ona, birlikte alacaktık, sonra da çarşıda döner ekmek yiyip turşu suyu içecektik. Ne çok olay oldu o günden beri, hem denizin içi, hem hayatlarımız enkaza döndü. Ama dik durman lazım senin. Pazar günleri bana geliyorsunuz ya, akşam dönünce normal bir günmüş gibi davran, mercimek çorbası yap kıza, içine havuç ve patates koy, çok sever bilirsin, kolay da yapması, hem hafta içi de ısıtıp yersiniz, ama tencereyi yıkamadan önce suyun altında beklet ki dibi yapışmasın, temizlemen zor olmasın.

“Sen hayallerimde arka fondaki umutsun, beraber yaşlanacağını bilmenin tanıdık huzurusun. Sabahı olmak bilmeyen gecenin kör yalnızlığında, ranzanın üstünde tavandaki çatlakları sayarken bana eşlik eden güllerin kokususun. Kısıtlı görüşmelerimizde, benliğimi unu az konmuş kek gibi dağıtansın.”

Yılbaşı için tavuk al Kadıköy’den. İlhan var ya, hani kimyacı, birlikte aldılar bizi okuldan, bana not yolladı burada. Yeni yılda çıkarırlar bizi diyor, okulda müdür de uğraşıyormuş bizim için. Hiç güvenmem o adama da, uğraşıyordur belki ama ortada suç yok ki, suçlu suçsuz kim varsa alıyorlarmış bu ara, doldu taştı koğuş, neredeyse herkes öğretmen. İlhan’ın karısı yılbaşında arkadaşları eve toplayacakmış, sen tek erkeksin karısı yanında olamayan, senden çekindiği için teklif edemiyormuş. Taş Mektep Sokak’ta Nihat Apartmanı’nda oturuyor, onun da bizimkinden bir yaş büyük oğlu var. Belki tavuğu önden ona götürebilirsin, kalabalık olursa hem kız iyi hisseder, televizyonları da var onların, size de değişiklik olur kuzum. Bir düşün bunu da. Bir de rica etsem, bana ilk ziyarette getirdiğin gülsuyundan bir kutu daha alır mısın? Buranın havasını değiştirdi, herkes benim gibi gece yatarken yastığına birkaç damla dökmeyi adet edindi.

“Ve bir gece gerçekten hislerimi yazabilecek miyim diye kaleme sarıldığımda yüreğimden kopan satırlarsın, kurşun kalemin çiğnenip bıraktığı o eşsiz kurşun tadıyla yatağa umutla uzanmaksın, sonraki gece saatin gece yarısını vurmasını beklerken helecan, penceremden sızan meltemsin, kafamdan geçen tuhaf düşüncelersin, ezcümle odur ki hem zahir hem de batınsın.”

Bak kızın saçlarını öremezsen, arkadan tek kuyruk da yapabilirsin, ama o zaman fiyongu tepeden tak. Geleceğim ben bir aya. Enkaz da kalkar o vakte. Sağlıcakla kalın.

“Burada suçsuz yere kalmak değil beni bitiren, yazdıklarıma bakma sen, kıza benden iyi bakacağını biliyorum aslında, sana bunları söyleyemeyecek olmak beni korkutan. Affet beni, söyleyemediklerim için…”


114 Kasım 1979’da İstanbul’da yaşanan tanker kazasında ham petrol taşıyan 150 bin grostonluk Rumen tankeri Independenta Yunan kosteri Evriali ile çarpışır. Patlamanın etkisiyle Kadıköy’e yakın pek çok evin camları kırılır, gemi tamamen yanar, boğaz simsiyah bir dumanla kaplanır. Denizde yaşayan canlıların neredeyse tamamı ölür. Türkiye’nin çok karışık bir döneminde olan kazanın enkazı yıllarca kaldırılamaz, ta ki 1987’de Tuzla’ya çekilene kadar.

Mayıs 2020 Affet Beni Kollektif Kitabı’nda yayımlanan öykü

Ayşe Korkmaz
@ayseningezileri

Mayıs 2020